Yazar
Ahmet Ümit, 1960 yılında Gaziantep’de doğdu. Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi, sonrasında Moskova’da Sosyal Bilimler Akademisi’nde siyaset eğitimi gördü. Yazarlığa başlaması ile ilk olarak şiirleri, sonra polisiye öyküleri ve en sonunda polisiye romanları yayınlandı. Bunların yanı sıra yarattığı Başkomiser Nevzat karakteri ile çizgi romanları da yayınlandı. Diyebiliriz ki Türkiye’de polisiye roman üreten az sayıdaki yazardan birisidir Ahmet Ümit.
Yazarın “Sis ve Gece” ve “Bir Ses Böler Geceyi” isimli kitapları uzun metrajlı filme uyarlanmıştır. Senaryosunu yazdığı “Merhaba Güzel Vatanım” filme çekilmiştir. Öykülerinden “Karanlıkta Koşanlar” adında ve “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” adında iki ayrı dizi yapılmıştır. “Aşk Köpekliktir” adlı hikayesi oyunlaştırılarak Akla Kara Tiyatrosu tarafından sahneye konmuştur. “Ninatta’nın Bileziği” İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından “Ninatta” adıyla opera olarak seslendirilmiştir. “Masal Masal İçinde” İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmiştir. Ve ayrıca şehirlilik bilincini uyandırmak, tarihi kentlere duyarlılığı artırmak ve çok kültürlülüğü geliştirmek için “Yaşadığın Şehir” adlı bir TV programı yapmıştır.
Kitap
Yırtıcı Kuşlar Zamanı; Komiser Nevzat yeniden aramızda; Ahmet Ümit seriye yeni bir kitap daha ekliyor. Bu defa yazarımız Nevzat’ın kendi geçmişi ile günümüz arasında güçlü bir bağ kuruyor ve Başkomiserimiz kendi kendisi ile bir iç mücadelesi yaşıyor. Neden mi? işte kitabın vurucusu noktası burası.
Polisiye bir eser olarak karşımıza çıkan bu kitap, Nevzat Başkomiserin psikolojik süreçleri ve iç sesleri arasında geçmişin izlerini takip ederek, günümüze ışık tutmaya çalışıyor. Nevzat’ın yanında yer alan dostları ve iş arkadaşları geçmişin izlerini bulmasında ona yardım ediyor. Bu serüvende Nevzat, silahını kınından çıkartıyor ve kanunsuzlara karşı ateş ederek cevap veriyor. Bir yanda silahlar patlarken diğer yanda geçmişin sisi aralanıyor. Ve biz okuyuculara Nevzatı takip etmek düşüyor.
Kitap yorumu
Yırtıcı Kuşlar Zamanı kitabı ile Komiser Nevzat yeniden aramıza dönüyor. Bilenler bilir ama bilmeyenler için Nevzat’ın yakın çevresini kısa bir özet geçeyim; eskimiş ama eskimeyen dostu arabası, Bahtiyar isimli sokak köpeği, Yardımcıları Ali ve Zeynep, sevdiceği Evgenia hanım ve bu kitaba özel bir çocuk. Ayrıca, Nevzat’ın peşini bırakmayan geçmişin gölgesi; eşini ve kızını kaybettiği patlama. Bir polis için sırtında acı ve ağır bir yük oluyor ve her defasında sürekli kendisini sorguluyor. Acaba onları kurtarabilir miydim?
İşte bu kitabımızda Nevzat komiserin bu ağır yükü daha fazla ön plana çıkıyor ve geçmişin izlerini sürmek, o zamanları yeniden hatırlamak zorunda kalıyor. Nasıl mı? Haydi bir bakalım!
Komiser Nevzat’a bir telefon geliyor ve Ağva’da yağan yağmurun etkisi ile oluşan heyelanın açığa çıkardığı bir iskelet olduğu bildiriliyor. Bu iskeletin kime ait olduğu soruşturuldukça ve araştırıldıkça ortaya çok ilginç bilgiler çıkıyor. Böylece, yıllar öncesinin olayları ile Komiser Nevzat’ın geçmişi birbirine karışıyor. Ancak bir sorun var Komiser Nevzat eşini ve kızını kaybetmesinden dolayı ağır bir depresyon geçirmiş ve hatırlaması gereken o dönemi hatırlayamıyor. Bu nedenle, Nevzat kendi iç dünyasında paranoyakça kendi ile boğuşuyor ve ayrıca gelişen olaylar nedeniyle dış dünyada güvensiz bir ortam oluşuyor. Böyle bir ortamda iki cephede birden savaşmak ve zorluklara göğüs germek durumunda kalıyor. Acaba, iskeletin sahibi tespit edilecek mi? Komiser Nevzat girdiği açmazdan çıkabilecek mi? Sisli geçmişin izleri ortaya çıkacak mı? Sorular soruları doğuruyor.
Kitabın bende bıraktığı izler
Peki kitabı okurken neler hissettim. Birçok okuyucunun yorumlarına baktığımda kitabı ya göklere çıkarmışlar, ya yerin dibine sokmuşlar. Kitabın kişiye verdiği hissiyat öznel olduğu için kendi hissettiklerimi de burada belirtmekte faydalı buluyorum. Öncelikle, kitabın psikolojik tarafı bence daha ağır basıyor. Nevzat’ın geçmişi ile hesaplaşması ve olaylar karşısında hislerini anlatması uzuyor. Ve hatta bana göre paranoyak bir hale dönüştüğü yerlerde yeter artık konuya gelelim, biraz daha polisiye tarafa bakalım hissi uyanıyor. Bununla beraber, ara ara meydana gelen heyecanlı aksiyonlar ise okuyucuya nefes aldırıyor.
Okunabilirlik
Peki kitap akıcı mıydı? Kitap genel olarak akıcı, okunup gidiyor. Polisiye kısmı diye adlandıracağım bölümlerdeki koşuşturma/kovalamaca heyecan yaratıyor. Fakat, psikolojik kısımlarda Nevzat’ın iç dünyasında geçen düşüncelerin kendini tekrara düştüğü bölümler oluyor ve sıkıcı bir hal alabiliyor. Nihayetinde, kitabın tamamına baktığımızda psikolojik tahliller daha baskın olmasına rağmen aralarda yer alan aksiyonlar sayesinde kitabı heyecanlı bir şekilde bitirdim diyebilirim. Ayrıca, yazar kitabı kurgu olarak yazmış olmakla beraber Türkiye’nin içinde bulunduğu güncel durumlara çokça göndermeler yapıyor.
Sonuç
Sonuç olarak ben kitaba puan vermek istesem sanırım 7 verirdim. Arada polisiye okumak iyidir. Bakalım sizler okuyunca neler hissedeceksiniz. Polisiye türü sevenlere tavsiye ediyorum ve keyifli okumalar diliyorum!
Spoiler
Nevzat’ın geçmişiyle, kendisi ile ilgili şüpheleri elbette olacaktır, ama bana göre paranoyak bir hale geldi. Ve bu yüzden olaylar Nevzat Komiser’in kafasının içinde dönüp duran bir düşünce dünyasına sıkışıp kalmış gibi gözüktü. Bu yazar için bir başarı sayılır mı? Evet, sanırım başarı sayılabilir. Ancak herkese hitap etmeyebilir.
Alıntılar
* İhanetin en kötü yanı, sadık insanlara duyduğumuz güveni de yok etmesidir.
* “Unutmak iyileştirir.” … “unutmak iyileştirmez diye karşı çıkmıştım. Aksine unutmamak lazım, yüzleşmek lazım”
* “Bir kere sınırı aşan için sınır yoktur.” – Epiktetos
* Bazı insanlar bize iyi gelir; gülüşleri dünyamızı aydınlatır, sesleri içimizi ısıtır, bakışları yaşama sevinci verir. Bazı insanlar şifadır.
* Millet birbirine sarılmayı unuttu, birbirinin gözünün içine muhabbetle bakmayı, birbirlerine sevgi duymayı, saygı duymayı. İnsanlar insan olmayı unuttu.
Benzer Kitaplar
Künye
Yazar: Ahmet Ümit
Sayfa sayısı: 448 sayfa
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Arka kapak
… alıştığımız ülke, alıştığımız İstanbul, alıştığımız hayat kayıp gidiyordu avuçlarımızın arasından…
Sokaklarda cirit atan uluslararası suç şebekeleri, onlarla fotoğraf çektirmekten utanmayan siyasiler, faili meçhulden faili meşhura evrimleşen cinayetler, ekonomik bozulmanın ve kolay para kazanma arzusunun hızlandırdığı ahlaki çürüme, liyakatsizliğin getirdiği kamusal ve kurumsal çöküş…
Yüzünde kan var Nevzat!
Başkomser Nevzat bu kez geçmişin hayaletleriyle mücadele ediyor. Ailesini katledenlerin peşinde maceradan maceraya koşarken, Nevzat ve ekibinin yaşadıkları olaylar bir 21. yüzyıl Türkiyesi portresi çiziyor.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı’nda Ahmet Ümit Türkiye’nin yıllardır mustarip olduğu toplumsal hastalıkların röntgenini çekiyor.
Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umurumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönmüştüm. Vazgeçmiştim, her şeyden, herkesten, hepsinden… Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum, çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu.
Doğa ve Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.


Henüz yorum yok