Dokuzuncu Hariciye Koğuşu


Yazar

Peyami Safa; 1899-1961 yılları arasında yaşadı. Psikolojik romanlarıyla tanındı. Yoksulluk ve çocukluk yaşlarında yakalandığı kemik veremi yüzünden düzenli bir eğitim alamadı. Gençlik yıllarında da hastalığın vermiş olduğu fiziksel ve ruhsal bunalımları devam etti. 13 yaşında hayata atılmak zorunda kaldı. Posta Telgraf Nezareti’nde memur olarak çalıştı. 1914-1918 arasında öğretmenlik yaptı sonrasında gazeteciliğe başladı. Gazeteler ve dergiler için hazırladığı yazılar, öyküler ve romanlardan kazandıkları ile hayatını sürdürdü.

Sanat, edebiyat, felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi değişik alanlarda yazılar yazdı. “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” isimli romanı Türk edebiyatındaki ilk psikolojik romanlardan biri olarak yerini aldı. “Server Bedii” takma adı ile yarattığı “Cingöz Recai” isimli eseri ise polisiye serisi olarak büyük ilgi gördü.

Yazarlığının son zamanlarında metapsişik konulara yöneldi. 1949’da yayınlanan son eserlerinden olan “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” isimli eserinde tıp eğitimi alırken bunalıma girerek felsefeye yönelen ve sonuçta mistik bir dünya görüşüne yönelen bir gencin öyküsünü anlattı.

Çok sevdiği oğlunu askerlik hizmeti yaparken kaybedince yaşadığı derin üzüntü neticesinde İstanbul’da beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdi.

Kitap

Kitabın tanıtım bölümünden bir kısım paylaşalım;
1930’da basılan ve genç bir hastanın psikolojisini yansıtan otobiyografik (öz yaşamını anlatan) tarzda roman olan “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”, Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labirentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir.

Kitap yorumu

Peyami Safa’nın kendi hayat hikayesinden ve yaşadıklarından esinlenerek yazdığı bu psikolojik roman aynı zamanda Türk edebiyat tarihindeki ilk psikolojik romanlar arasında yerini alıyor. Kitap kahramanının iç dünyasından, gerek hastahane ortamı olsun gerek ev ortamı olsun, etrafına bakışını ve olayları değerlendirmesine şahit oluyoruz. Hastalığının vermiş olduğu eksikliği ve bir kıza olan duygusal yakınlığın hassaslığını hissederek eseri okuyoruz.

Kitabın adını ilk gördüğümde “koğuş” kelimesi geçtiği için hapishanede geçen bir eser olarak düşünüyordum. Ancak, kitabın içine girdikçe hastahane ortamını yansıttığını anlamam uzun sürmedi. Öyle ki bir insanın hastahanede sıra bekleme anını, bahçesindeki hastaların durumlarını bile çok derinden yansıtması; “beklemesini onlar kadar bilen yoktur”, veya sağlığın önemini vurgulamak açısından sarf ettiği sözlerden birisi; “ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürürdüm” ya da doktorları tasviri; “O insan ki yüzünde bıkkınlıkla sebat ile mücadele eder” okuyucuyu hastalık ve hastane ortamının psikolojisine sokuyor. Hasta gencimizin yaşadıklarına ve hislerine şahit olurken işin içine bir kız ve ona karşı duygusal hisler de girince gencimizin yaşadığı ızdırap çeşitleniyor ve düşüncelerden düşüncelere savruluyor, bu savrulmalar içerisinde kitap bir çırpıda bitiveriyor.

Kitaptan etkilendiğim birkaç cümleyi burada paylaşmayı uygun buluyorum;

  • “Büyük hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler”
  • “İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!”
  • “Burada (hastahanede) ıstıraba ve tevekküle o kadar alıştım ki, onları bıraksam ruhumun bir parçası kesilmiş gibi boşluk duyacağım; bırakmazsam isyansız nasıl yaşayacağım?”

Benim okuduğum kitap Ötüken Yayınevinden çıkan 82. basım olup kitapta eski Türkçe kelimelerin anlamları sayfa altında verilmiştir. Okunması kolay ve akıcı olan bu kitabı herkese tavsiye ediyorum ve keyifli okumalar diliyorum!

Künye

Yazar: Peyami Safa

Sayfa sayısı: 112 sayfa

Yayınevi: Ötüken Yayınları

Arka kapak

Peyami Safa’nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labi­rentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegâne kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa’nın Erenköyü’ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa’nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.


Doğa ve Kitap sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

3 Yorumlar

  • İsmiyle herkesi ters köşe yapan bu kitap yıllardır bir yerlerde karşıma çıkıyor. Ve evet bende sizin gibi koğuşu her zaman bir hapishane olarak düşündüm ☺️ Belkide burada vermek istediği bir diğer mesaj da kitabın adında gizli insanların düşüncelerini tek bir yere toplamaması at gözlüğü takmamasına ilişkin ince bir detay.En azından ben yorumu okuyunca düşüncelerimin ne kadar sıradan ve sabit olduğunu hissettim.Koğuş kelimesi sadece hapishane de olur düşüncesi bile anlamsız geldi ☺️Farklı bir hissiyat yarattı içimde bu kitap yorumu bu sebeple teşekkür ederim 🙏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir